EY RABBİM SONSU...'s profile((GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜ...PhotosBlogListsGuestbook Tools Help

            ZİYARETLERİNİZ VE KATKILARINIZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN!! Teşekkür ederiz                           DUYURU: ALANLARINI GÖREMEDİĞİMİZ ARKADAŞLARIN                                  ARKADAŞLIK DAVETLERİNİ KABUL ETMİYORUZ!!                       

Comments (528)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

SELAMÜN ALEYKÜM KARDEŞİM HAYIRLI BEREKETLI MÜBAREK
GÜN VE GECELER SELAM VE DUA İLE
 
Örtüyü Kaldırmasaydın

Bir gün Ebû Saîd, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin yanına büyük bir kalabalıkla ziyâret için gelmişti. Hizmetçi kadın, arpadan yapılmış birkaç adet ekmeği, bir sepet içinde Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'nin yanına getirdi. Ebü'l-Hasan hazretleri o kadına;
- Şu ekmeklerin üzerine bir örtü ört ve oradan istediğin kadar ekmek çıkar,diye tenbih etti.
Kadın denileni yaptı ve kalabalık bir halk topluluğuna, durmadan örtünün altından ekmek çıkardı. Fakat ekmekler bitmiyordu. Bir süre sonra kadın örtüyü kaldırınca, sepetin içinde hiçbir şey kalmadığı görüldü. Bunun üzerine Ebü'l-Hasan hazretleri;
- Şâyet örtüyü kaldırmasaydın, kıyâmete kadar bunun altından ekmek çıkarıp duracaklardı,buyurdu."
June 29
ahmed akwrote:
Semadaki Şifa Vesilesi: AyTaha Çağlaroğlu

İSLÂM MEDENİYETİ’NİN ay’la yakın bir ilişkisi vardır. Medeniyetimizin dokusu âdeta aydır.

‘Ay yüzlü güzel’ deriz. Bundan mülhem, selâmete çıktığımızda ‘gözün aydın’ deriz. Divan şairi, sevgilisini ay’a benzetir; çünkü ay, ışığını güneşten alır. Sevgilinin güzelliği bir yansımadır güneşten; sevgiliye Sanii hesabına bakar şair.

Med cezir ve ay. Ruhların med ve cezir hâlleri. Bir kuş tüyüne benzeyen ve hayat rüzgârlarıyla oradan oraya savrulan insan kalbi.

Ay’a benzeyen insan kalbi. Bazen dopdolu, dolunay hâli. Bazen hilâl gibi narin ve nahif. İlk dördün ve son dördün hâlleri.

Ay’a muhatap olduğunda “Ay’ı gördüm Allah/Amentü billah/Ay mübarek/Elhamdülillah” diyen aydınlık diller, aydın gönüller, günü aydın eden huzurlu insanlar.

Mustafa Ulusoy’un Ay Terapisi’ni okuduğumda aydınlık duygular uyandı içimde; bunları düşündüm. Biz bir ay medeniyetinin çocuklarıyız. Evrenin gönlünde ay var, her şey ışığını başka bir yerden, sonsuz güneşten alıyor.

Ay Terapisi, ruhumuzun elinden tutup bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Kendi yörüngesinde kimseyi kıskanmadan, kimseye haset etmeden akıp giden ay’a yönlendiriyor insanımızı. Muhteşem bir medeniyete, sonsuza işaret eden yollara çağırıyor.

Yıldızlar arasında dolaştırıyor bizi, semada: Süreyya, Yıldız, Burcu, Merih, Zühre, Zuhal... Hepsini tanıyoruz onların, içimizde ve dışımızda çok rastladık onlara. Yürekleri yaralı. Yıldızların ürkünç hüzünlere, yani fakdülahbap karanlıklarına düşmesini istemiyor Ulusoy; onları güleç hüzünlere, yani mahbubane hüzünlere çağırıyor. Bir çığlık, bir ses, bir dua Ay terapisi.

Benlik, enaniyet, ırkçılık, haset, kıskançlık, ölüm... Bu konulara cesaretle giriyor Ulusoy. Biçeminin düzeyini düşürmeden; ama herkesin anlayabileceği bir tarzda... Âdeta sehl-i mümteni Ay Terapisi. “Enformatik cehalet” içinde bocalayan insanlara bir evren armağanı.

Bir derinliğin adı Ay Terapisi. Bir buluşmanın adı. İnancı, kimliği, mesleği ne olursa olsun herkesi ay’ın altında buluşmaya çağırıyor bizi. Ay’a baktığımızda ‘O, herkesin’ diye düşünüyoruz. Böyle bir düşünceyi içselleştirdiğimizde haseti, kıskançlığı unutuyoruz. Dünyadaki kederlerimize teselli buluyoruz. Tesellici’ye kulak veriyoruz. Ölen çocuklarımız için ‘Onu kaybettik’ demiyoruz. Ağaçları ve çiçekleri de mutlu etmeye çalışıyoruz. İnadına yaşamak istiyoruz. Futbol ve eğlence çılgınlığından vazgeçiyoruz.

“Ay, kendisine çizilen yolu kabullenmiştir. Ayın kendi kaderine itirazı yoktur. Bu yüzden ay mutludur ve huzur içindedir.”

Ay Terapisi’ni okudukça biz de çizilen yol konusunda derinleşmeye çalışıyoruz. Mutluluğun ve huzurun anahtarının itirazsızlıkta olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Gökteki ayın da, yerdeki Kamer’in de, Burcu’nun da, Yıldız’ın da, hatta kedilerimizin de bir ömrü, bir yolu var.

Ay Terapisi’nin en belirgin çizgisi herkese, ama herkese seslenmesi. O da Sadık Yalsızuçanlar gibi “Gönlümün gözü içinde seni insan yazıyor” diyor ve insan yalnızlığına, insan hüznüne, insan çaresizliğine göndermeler yapıyor.

Eserin kurgulanması ise okumayı kolaylaştırıyor. Böyle bir teknik ayrıntı, okuyucuyu rahatlatıyor. Dr. Mavi’nin ölüm terapisi ve kendini sorgulaması ise harika. Bir doktorun yaşayabileceği duyguları cesaretle irdeleyen Ulusoy, her şeyin her şeyle ilgili olduğunu öykü formatı içinde anlatıyor. Anlatmaktan ziyade terennüm ediyor, ders vermekten ziyade paylaşıyor.

Bir şarkı gibi bitiyor Ay Terapisi. Bir insan teki olarak anlıyoruz ki kâinattaki güzelliklerin yüreğinde ay iklimi vardır. Işığını güneşten alır ay; güzellikler de bir yansımanın pırıltısını taşır.Aşklar da takılıverir güzelliklerin peşine; bazen gerçek güzelliğin farkına varır,bazen de aya benzediğini bilir. En iyisi, gerçek güzelliğin farkına varmak

selam ve dua ile kardeşim

June 28
ahmed akwrote:


“Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla”

 

 

EBRU MİSALİ

 

Suya çizdim asrının suretini

Bir damla kırmızı damlatıyorum yüreğimin fırçasından

Uzak diyarlarının ufuklarındaki kızıllığı andırması adına

Kızgın çöllerin ortasındaki en eşsiz vaha olan mescidin için

Yeşilin en güzel tonunu seçtim

Engin Ummanlardan rengini alan gökyüzü

Masmavi bir atlas gibi üzerini örtüyor şefkatle

Hicretinle ayrıldığın beldenin rengiydi

Hüzünle yaşanan hazan mevsiminin sarısı

Meftunun olan bulutlar sensizken

Grinin en koyu tonuna bürünmüştü

İkliminde boy veren güller

Mutluluğun tozpembesiyle tebessüm eder her bahar

Sırtını dayadığın ağaçlar gidişinle beraber

Çoktan yeşile veda edip kahverengiyle dost oldular

En sadık bekçin olan mağara ağzındaki güvercinin tüylerinde gördük

Beyazın en merhametli dokunuşunu

Hasret morlarımızı geride bırakıp

Umut eflatunlarıyla koşuyoruz asrına

Cehalet siyahının üzerini

Şefkat ve merhametinin aklarıyla boyuyoruz

Ebru misali

Hoşgörüyle dokunuyoruz fırçamıza

Devrindeki güzellikleri nakşetmek adına

Tıpkı senin yaptığın gibi Efendim

Batılı Haktan ayırmak için hoşgörüyle

Dokunduğun yürekler misali

Kadifemsi bir dokunuşla dokunuyoruz yürek denilen mana suyuna…

 

İLKNUR DOĞANAY

 

hayırlı cumalar kardeşim selam ve dua ile

June 27